İslam dininin en önemli şartlarından birisi, Allahu Zülcelal'in miraçta Hz. Peygamber (A.S.V) vasıtası ile bütün mü'min kullarının üzerine beş vakit olarak farz kılmış olduğu, insanları kurtuluşa götüren namaz ibadetidir.
Namaz dinin direğidir ve Allah'u Zülcelal'i hatırlamanın en güzel şeklidir. O'nun için Allahu Zülcelal bir ayet-i kerimede şöylebuyurmuştur; "Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl." (Taha; 14)
Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle söylediğini işittim:"Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiçbir kir kalır mı, nedersiniz?"
Sahabeler; "Bu hal, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" deyince, Hz.Peygamber (a.s.v) tekrar şöyle buyurdu;"İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu." (Buhâri, Müslim)
Namaz, mü'minlerle kafirler arasındaki en önemli farklardan biridir. Bir kimse, namaz kılmakla hem Allah'u Zülcelal'in emrini yerine getirmektedir, hem de inanmayanlardan ve Allah'u Zülcelal'e asi olan kimselerden ayrılmaktadır.
Namaz hususunda insanlar birkaç gruba ayrılırlar:
1- Namazı kabul etmeyenler; Bunlar kafirlerdir. Allah'u Zülcelal bir ayet-i kerimede: "İnkarcı insan, ne iman etti, ne de namaz kıldı" (Kıyamet 31) buyurmuştur.
2- Namazı kabul eden, fakat gereğini yerine getirmeyenler; Allah'uZülcelâl böyle kimseler hakkında da bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur."Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler." (Meryem 59)
3-) Allah'u Zülcelâl'in bir kısım emir ve nehiylerini yerine getirirken, bir kısmını tembellikleri yüzünden terk edenler; Allah'u Zülcelâl böyle kimseler hakkında da:"Onlar namaza kalktıkları zaman, tembellikle kalkarlar." (Nisa; 142) buyurmuştur. Bu hal, münafıklık alametidir.
4-) Hem namazı kabul eden, hem de gereğini yerine getirenlerdir. Bunlar mü'minlerdir. Allahu Zülcelal böyle kimseler hakkında da şöyle buyurmuştur;"Gerçekten Mü'minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler." (Mü'minun; 1-2)"İşte, asıl bunlar varis olacaklardır; (Evet) Firdevs'e varis olanbu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar." (Mü'minun; 10-11)
İşte insan bütün bunlara bakarak, hangi guruptan olduğunu meydana çıkarabilir. Namaz, kıyamet gününde insanın sorguya çekileceği ilk ameldir. Eğer insan namazının hesabını verirse, diğer sorgusu da kolay olur.
Nitekim Hz. Peygamber (a.s.v) bir Hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;"Allahu Teala adn cennetini yarattığı zaman, hiçbir gözün görmediği,hiçbir kulağın işitmediği ve hiç bir beşer kalbinin düşünmediği ni'met ve güzellikler yaratıp, ona; "Konuş" buyurdu. O da üç defa;`Muhakkak namazlarını huşu içinde kılanlar kurtuldu.' dedi" (Hakim)
Allahu Zülcelal, Namaz kılan kimseye şu üç şeyle ikramda bulunur;
1-) Gökten üzerine rahmet yağar.
2-) Ayaklarının ucundan semaya kadar melekler etrafını sarar.
3-) Bir melek durmadan şöyle seslenir;" Eğer namaz kılan kişi, münacaat ettiği zatı yakınen bilse namazdan hiç ayrılmaz."Namaz bütün mü'minlerin üzerine farz kılınmış bir ibadettir.
Nitekim Allahu Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur;"Hiç şüphesiz namaz, mü'minler üzerine vakitleri belirli bir farzdır." (Nisa; 103)
Hz. Peygamber (a.s.v)'de bir Hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;"Bir kul namaza kalktığı zaman günahları başının ve omuzlarının üzerine konulur. Rükuya ve secdeye gittiği zaman bu günahları dökülür." (Beyhâki, Tâberani)
Onun için insanın namazın üzerine adeta titremesi lazımdır. Çünkü dediğimiz gibi insanın kıyamet gününde ilk olarak sorguya çekileceği ameli namazdır. Eğer bu sorgudan kolay kurtulursa, diğer amellerinin sorgusu da kolay olur. Ama namazın hesabını veremezse, diğer sorguları da çok çetin olur.
Dünyada namaz kılmayan kimse, ya aklını kullanmıyor yada çok cesaretli demektir. Çünkü Allah'ü Zülcelâl namaz kılmayan kimseleri çok şiddetli şekilde cezalandıracaktır. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:"Cennettekiler: Günahkarlara `Sizi Sekar (yakıcı) cehennemine sokan nedir?' diye sorarlar. Onlarda: `Biz namaz kılanlardan değildik' derler." (Müddesir 40-41-42-43)
Dünyada iken namaz kılmayanlar için, kıyamet günü gelip çattığı zaman, cehennem ateşinin üzerinde kor haline getirilmiş bir saç ortaya konulur ve Allah'u Zülcelâl buyurur ki:"Ey Kulum! Dünyada kılmayıp kazaya bırakmış olduğun namazlarını bu kızgın sac üzerinde kıl .
"Bir kimse nefsini biraz olsun seviyorsa, namazlarını o kızgın sacın üzerinde kılmak yerine, bu yumuşak halıların üzerinde kılmalıdır. Beş dakikanızı ayırıp kılabileceğimiz bir namazı kılmayıp, kızgın bir sac üzerinde kılmaya bırakmak nefsimize çok büyük bir hakaret ve zulümdür.
Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Kim namaza devam ederse, namaz onun için bir nur, bir delil ve kıyamet gününde bir kurtuluş olur. Kim de namazı terkederse, nursuz ve delilsiz kalır, kurtuluşa eremez. Kıyamet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übeyy bin Halefle beraber olur." (Ahmed b.Hanbel)
Anlatıldığına göre, Kim namazını kılmazsa, Allah'u Zülcelâl onu onbeş şey ile azaplandırır: Bunların beş tanesi dünyada, üç tanesi ölüm anında, üç tanesi kabirde, üç tanesi de kabirden çıktığı zamandır.
Dünyada iken beş tanesi;
1-Ömründen bereket alınır.
2-Salihlerin siması yüzünden silinir.
3-Ne kadar (hayırlı) amel yaparsa yapsın, sevap kazanamaz.
4-Duası göklere yükselmez.
5-Salihlerin dualarında payı yoktur.
Ölüm anında iken üç tane;
1-Perişanlık içinde ölür.
2-Aç olarak ölür.
3-Dünyanın bütün denizlerini de içse, susuz olarak ölür.
Kabirde iken üç tane;
1-Kabir, kaburgaları birbirine geçene kadar üzerine daralır.
2-Kabri ateşle dolar ve gece-gündüz közlerin içinde yanarlar.
3-Şüceal akra isminde gözleri ateşten, tırnakları demirden ve her bir tırnağının uzunluğu bir günlük mesafe olan bir yılan musallat olur. Sesi aynı gök gürültüsü gibidir. Der ki:"Rabbim bana şöyle emretti: Sabah namazını terk etmeden dolayı, sabah vaktinin girişinden öğlene kadar, öğle namazını terk etmenden dolayı, öğleden ikindiye kadar; ikindi namazını terk etmenden dolayı, ikindiden akşama kadar; akşamı terk etmenden dolayı akşamdan yatsıya kadar , yatsıyı terk etmenden dolayı da yatsıdan sabaha kadar sana azap vereceğim."Ve ona her vuruşunda yetmiş zira (uzunluk birimidir) yerin dibine girer. Kıyamet gününe kadar bu azabı devam eder.
Kabirden çıkarken üç tane;
1-Hesabı şiddetli olur.
2-Allah'u Zülcelâl ona gazaba gelir.
3-Cehennem ateşine atılır. (Hadis-i Şerifi rivayet eden kişi, on beşinci azabı unutmuştur.)
İşte namazı kılmayanların durumu böyledir. Namaz kılmayan kimselerin kendilerine verdikleri bu zararın yanında bir de;"Aile fertlerinden ve komşularından yetmiş kişiye kadar kötülükleri dokunur.
"Kıyamet gününde, bir takım insanlar gelip namaz kılmayan kişinin yakasından yapışarak:"Sen dünyada bizim hakkımızı kaybettin. Bizim hakkımızı ver " derler. Bunlar, Adem (a.s)'den tâ kıyamet kopuncaya kadar ki salih kimselerdir.
Peki neden haklarını isterler? Çünkü namaz kılan kişi, namazda teşehhüde oturduğu zaman;"Selam bize ve Allah'ın salih kullarına" der. Bu duanın sevabı, Adem(a.s)'den kıyamet kopuncaya kadar ki bütün salih kimselerin ruhlarına ulaşır.
Bir kişi namazı kılmadığı zaman, o salih kimseleri bu sevaptan mahrum etmiş olur. Onun içinde bu salih kimseler kıyamet gününde namaz kılmayan kişinin yakasına yapışıp:"Bizim hakkımızı ver" derler.
İnsan Allah'u Zülcelâl'in huzuruna hiç kimsenin hakkını almadan çıksa bile, sadece bu hak onun cehenneme gitmesine yeter.
Netice olarak, eğer insan nefsini biraz olsun seviyorsa namaza çok dikkat etmelidir. Çünkü namaz insan için çok büyük bir kurtuluştur.Onun için insan namazda geçirdiği vaktini hayatının en mutlu ve neşeli zamanı olarak bilmelidir. Namaza ayrılan saatler, ebedül ebed hiç bitmeyecek olan ahiret hayatımız için bir hazırlıktır. Bu mükafatı çok büyük olan namaz ibadetinin üzerinde özenle devam eden kimselere müjdeler olsun.
Çünkü namaz, insanı Allah'u Zülcelâl'e yaklaştırdığı gibi, şeytanı da mahveder. Onun için Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Namaz şeytanın yüzünü siyah eder." (Deylemi)
Her kim namazını tam vaktinde eda ederse, Allah'u Zülcelâl ona şu dokuz şeyle ikramda bulunur: Hz. Osman (r.a) demiştir ki: "Her kim namazını tam vaktinde eda ederse, Allah'u Zülcelâl ona şu dokuz şeyle ikramda bulunur:
1-Allah'u Zülcelâl o kimseyi sever ve ona dost olur."Peki bir kimse, birisini sevdiği zaman onun zarar görmesini veeziyet çekmesini ister mi? İstemez. O kişi için daima menfaatli olanşeyleri ister. İşte bir kimse namazını vaktinde ve huzurlu birşekilde kıldığı zaman, Allah'u Zülcelâl onu sever ve ona dost olur.Allah'u Zülcelâl'in sevgisi de basit bir şey değildir. İnsan içinçok kıymetlidir. Allah'u Zülcelâl'i sevmesi kadar ne dünyada, ne deahirette daha kıymetli bir şey yoktur.
2-O kimsenin vücudu sıhhatli ve ibadet yapacak bir durumda olur.
3-Melekler o kimseyi muhafaza eder.
4-Allah'u Zülcelâl o kimsenin evine daima bereket verir.
5-O kimsenin siması, salih kimselerin siması gibi olur.
6- Allah'u Zülcelâl o kimsenin kalbini, bütün mahlukatlara karşıyumuşak , şefkatli ve merhametli yapar.
7-Sırat köprüsünden şimşek gibi geçer.
8- Allah'u Zülcelâl o kimseyi cehennem ateşinden muhafaza eder.
9- Allah'u Zülcelâl o kimseyi kıyamet günü salih kullarına komşu eder.
Bütün bunlara bakarak, böyle kıymetli ve mükafatı çok olan namazı terketmemek, tam aksine daha fırsatımız varken onun üzerine titremek ve namazdan gafil olan diğer mü'min kardeşlerimize de bu kurtuluş kapısından girmeleri için sohbet ve nasihat etmek lazımdır. Kazana mazı olan her insan, kalbi kanaat getirinceye kadar namazlarını kaza etmelidir.
Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi; Namaz Hocası, Reyhani yayınları.
16 Kasım 2007 Cuma
NASİHAT
Sevgili Dostlar
Kıyametimiz an be an ve her nefes alış verişimizde yaklaşıyor.
Bir an önce üzerimize FARZ olan namaza başlamamız gerekiyor.
Mutlaka ama mutlaka; bilenlerden sorup, kitaplardan öğrenin, internetten nasıl kılındığını okuyun; ama mutlaka namazınızı kılın inananlardansanız dostlarım.
Kılmakta ihmalkar olanlar var ise, mutlaka vakitlerinde kılsınlar ve geciktirmesinler.
Düzenli kılanlar ise üzerlerinde namaz borcu varsamutlaka kılamadıkları kaza namazlarını tamamlasınlar.
Hayırlı bir güne, hayır ile başlamanız dilek ve dualarımla..
Sevgi ve muhabbetle.
Kıyametimiz an be an ve her nefes alış verişimizde yaklaşıyor.
Bir an önce üzerimize FARZ olan namaza başlamamız gerekiyor.
Mutlaka ama mutlaka; bilenlerden sorup, kitaplardan öğrenin, internetten nasıl kılındığını okuyun; ama mutlaka namazınızı kılın inananlardansanız dostlarım.
Kılmakta ihmalkar olanlar var ise, mutlaka vakitlerinde kılsınlar ve geciktirmesinler.
Düzenli kılanlar ise üzerlerinde namaz borcu varsamutlaka kılamadıkları kaza namazlarını tamamlasınlar.
Hayırlı bir güne, hayır ile başlamanız dilek ve dualarımla..
Sevgi ve muhabbetle.
CEMAATLE NAMAZ KILMANIN FAZİLETİ
‘Şüphesiz ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur." (1) Allahü Zülcelal bu ayeti kerimede namazların farz kılındığını beyan etmiştir. Namaz, her Müslümanın mutlaka yerine getirmesi, eda etmesi gereken kesin ve temel bir emirdir.Bunun böyle olduğu Kur’an, Sünnet ve icma ile sabittir.
Bu noktada, namazın edası ve ikamesi (dosdoğru kılınması) en önemli husustur. Öyle ki, Ashab-ı Kiram, Tabiîn, Selef-î Salihîn, müctehid imamlar, büyük evliyaullah, kâmil mürşidler, namazı, uygulamayla ilgili emirlerin birincisi olarak kabul etmişler, hem kendileri kılmışlar, hem de Ümmet-i Muhammed’e mutlaka kılınması gerektiğini ifade etmişlerdir. Müslümanlar şu hususu çok iyi anlamalı ve bilmelidir: Namazı terk ederek, namazı ihmal ederek, namaz hususunu hafife alarak kesinlikle kurtulamazlar.Özellikle de Peygamber Efendimiz (SAV), namazın cemaatle kılınmasına çok önem vererek, her vesile ile bunu kuvvetli bir şekilde teşvik etmiştir. Hanefi mezhebinde bazı alimler cemaatle namaz kılmak sünnet-i müekkededir, derken, bazıları vaciptir demişlerdir. Ata Ahmed b.Hanbel, Ebu Sevr gibi alimler cemaatle namaz kılmanın farz-ı ayn olduğunu ifade etmişlerdir.
Pek çok kişi namazını kılmakta, fakat cemaate maalesef gerektiği şekilde önem vermemektedir. Halbuki, ezanı duyan kişinin cemaati terk etmesine ruhsat verilmez, çünkü o son derece kuvvetli bir sünnettir. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (SAV) cemaatle namaz kılmanın fazileti hakkında pek çok hadisi şerifler beyan buyurmuş, ümmetine bu konuda pek çok tenbih ve uyarılarda bulunmuştur.
Peygamber Efendimiz (SAV) "Üç kişi bir köyde veya çölde bulunurda aralarında (ezan okumaz ve) cemaatle namaz kılınmazsa, mutlaka şeytan onlara galip gelir. O halde sen cemaate devam et, çünkü kurt (sürüden) uzak kalanı yer." (2) buyurmuştur.
İbni Mesud Radıyallahü anhdan rivayet edilmiştir ki, Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: "Her kim yarın Allah–u Telaya müslüman olarak kavuşmak isterse şu namazlara devam etsin nerede çağrılırsa (ezan okunursa orada hemen cemaate koşsun). Sonra İbni Mesud şöyle devam emiştir: "Şüphesiz Allah (CC) sizin Peygamberinize süneni Hüda (doğru yollar) meşru (tayin etti) etti. Bu namazlar da süneni hudâ'dandır. Eğer siz cemaatden geri kalıp evinde kılanlar gibi evlerinizde kılsanız, elbette Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk edince de elbette sapıtmış olursunuz. Herhangi bir kişi güzelce abdest alır da şu camilerden birine gitmeyi kastederse mutlaka Allah–u Tela o kişiye (o yolda) attığı her adıma karşılık bir hasene yazar onu bir derece yükseltir ve bir günahını siler. (Biz Müslümanlar olarak bu namazları cemaatle kılardık.) Şüphesiz ben, bizi şu halde görürdüm ki, cemaatten ancak münafıklığı belli olanlar geri kalırdı ve yine muhakkak ki bir adam tek başına cemaate gelemediğin de, iki kişiye dayanarak getirilir, safa dikilirdi." (3)
Bir başka hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor. "Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve sokağında (dükkanında) kıldığı namazından yirmi beş derece üstündür. Şüphesiz sizin biriniz güzelce abdest alarak sadece namaz niyetiyle camiye gelirse, camiye gelinceye kadar attığı her adıma karşılık mutlaka Allah–u Teala onu bir derece yükseltir. Ve bir günahını siler. Mescide girdiğinde namazı beklemek için durduğu müddetçe, namazda sayılır. Ayrıca kimseye eziyet etmemek ve abdestli bulunmak şartıyla namaz kılacağı yerde durduğu müddetçe melekler: 'Ey Allahımız! Onu affet, ona rahmet et' diye dua da bulunurlar." (4) Bir diğer rivayette ise: "Cemâatle namaz kılmak yalnız başına namaz kılmaktan yirmi yedi derece daha üstündür." (5) buyurulmuştur.
Kişi sevap kazanmak niyetiyle namaz kıldığına göre, evde kılacağına biraz daha gayret göstererek camiye gidip cemaatle namaz kılmalı ve bu kadar büyük sevabı kaçırmamalıdır. Dünya işlerinde herkes istinasız "bir" yerine, "yirmi beş" kat daha fazla kazanmayı tercih edecek olmasına rağmen, iş ahiret kazancına gelince maalesef pek çoğu bu büyük kazanca ilgisiz kalmaktadır.
"Fevâid–i Behiyye" de zikredildiğine göre, Muhammed b. Semâe rahimehullah diyor ki:"Bir keresinde cemaate yetişemedim. Cemaatle kılınan namazın sevabı yirmi beş derecedir diye, sayıyı tamamlamak için o namazı yirmi beş defa kıldım. Sonra rüyamda birinin bana "Ey Muhammed b. Semâe! yirmi beş kere kıldın ama meleklerin Amin demesi ne olacak." dediğini işittim. Meleklerin amin demesinden maksat ise "İmam Fatiha süresini okuduktan sonra "Amin" deyince melekler de amin derler. Kimin "Amin" demesi meleklerin "Amin" demesine rastlarsa, o kişinin geçmiş günahları affolur." (6)
Tüm bunlardan anlaşılan, cemaatle kılınan namazın sevabını, yalnız başına kılmakla elde etmek kesinlikle mümkün değildir. Sadat-ı Kiramlar şöyle buyurmuşlardır: ‘Bir yerde farz namazı kılmak istediğinizde cemaat olacak kimseyi bulamazsanız, parayla dahi adam tutun, namazınızı cemaatle kılın.
Allahü Zülcelal’in emrini derhal yerine getirmek çok önemlidir. Hele ki; imamla iftitah tekbiri getirmenin pek çok sevabı bulunmaktadır. Cemaati terk edenleri tehdit mahiyetinde ise, pek çok hadisi şerifler vardır. ‘Müezzinin ezanını işitip de cemaate gitmemesi bir müminin asi ve bedbaht olmasına yeter. (7)
İbn Abbas (RA)’dan rivayetle Rasulallah (SAV) buyurmuştur ki: ‘Kim ezanı duyar da mazeretsiz cemaate gelmezse, onun (sonradan) kılmış olduğu namaz (tam) kabul edilmez. Ashap: ‘Mazeret nedir’ dediler. Rasulullah (SAV) buyurdu ki: ‘Korku veya hastalık’ (8)
Şunu unutmamalıdır ki şuurlu bir müslüman için Allahu Zülcelal’in ve Resülünün emir ve rızalarının bu yönde olması, cemaatle namaza mümkün olduğunca devam etmek için yeterli bir sebeptir. Allahu Zülcelal son nefesimize kadar, tüm namazlarımızı vaktinde ve cemaatle kılabilmeye bizleri muvaffak eylesin. (Amin.)
KAYNAKÇA:
1– Nisa: Süresi: 1032- Ebu Davud, Salat 46, 4/150, Nesei, İmamet 48, (2, 106, Ahmed ibni Hanbel 5/196, 6/4463-Müslim, Mesacid: 257, Ebu Davud Salat, 46, Nesei İman 5, İbn–i Mace , mesacid: 144-Buharî, Salat 87, Bedü'l–Halk: 7, Müslim, Mesacid: 272, Ebu Dâvud, Salât: 20, İbn–i Mâce, Mesacid: 14, 195- Buharî, Ezân 30, Müslim, Salât 272
6-Buhari, Ezan: 111,113, 125, Müslim, Salat: 71, 72, Ebu Davud, Salat: 140,168, Tirmizi, Mevakit: 71,83, Nesei, İftitah: 33, 34 7-Taberani, 8-Ebu Davud, İbn Hıbban,İbn Mace.
Yalkın Tuncay
Bu noktada, namazın edası ve ikamesi (dosdoğru kılınması) en önemli husustur. Öyle ki, Ashab-ı Kiram, Tabiîn, Selef-î Salihîn, müctehid imamlar, büyük evliyaullah, kâmil mürşidler, namazı, uygulamayla ilgili emirlerin birincisi olarak kabul etmişler, hem kendileri kılmışlar, hem de Ümmet-i Muhammed’e mutlaka kılınması gerektiğini ifade etmişlerdir. Müslümanlar şu hususu çok iyi anlamalı ve bilmelidir: Namazı terk ederek, namazı ihmal ederek, namaz hususunu hafife alarak kesinlikle kurtulamazlar.Özellikle de Peygamber Efendimiz (SAV), namazın cemaatle kılınmasına çok önem vererek, her vesile ile bunu kuvvetli bir şekilde teşvik etmiştir. Hanefi mezhebinde bazı alimler cemaatle namaz kılmak sünnet-i müekkededir, derken, bazıları vaciptir demişlerdir. Ata Ahmed b.Hanbel, Ebu Sevr gibi alimler cemaatle namaz kılmanın farz-ı ayn olduğunu ifade etmişlerdir.
Pek çok kişi namazını kılmakta, fakat cemaate maalesef gerektiği şekilde önem vermemektedir. Halbuki, ezanı duyan kişinin cemaati terk etmesine ruhsat verilmez, çünkü o son derece kuvvetli bir sünnettir. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (SAV) cemaatle namaz kılmanın fazileti hakkında pek çok hadisi şerifler beyan buyurmuş, ümmetine bu konuda pek çok tenbih ve uyarılarda bulunmuştur.
Peygamber Efendimiz (SAV) "Üç kişi bir köyde veya çölde bulunurda aralarında (ezan okumaz ve) cemaatle namaz kılınmazsa, mutlaka şeytan onlara galip gelir. O halde sen cemaate devam et, çünkü kurt (sürüden) uzak kalanı yer." (2) buyurmuştur.
İbni Mesud Radıyallahü anhdan rivayet edilmiştir ki, Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: "Her kim yarın Allah–u Telaya müslüman olarak kavuşmak isterse şu namazlara devam etsin nerede çağrılırsa (ezan okunursa orada hemen cemaate koşsun). Sonra İbni Mesud şöyle devam emiştir: "Şüphesiz Allah (CC) sizin Peygamberinize süneni Hüda (doğru yollar) meşru (tayin etti) etti. Bu namazlar da süneni hudâ'dandır. Eğer siz cemaatden geri kalıp evinde kılanlar gibi evlerinizde kılsanız, elbette Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk edince de elbette sapıtmış olursunuz. Herhangi bir kişi güzelce abdest alır da şu camilerden birine gitmeyi kastederse mutlaka Allah–u Tela o kişiye (o yolda) attığı her adıma karşılık bir hasene yazar onu bir derece yükseltir ve bir günahını siler. (Biz Müslümanlar olarak bu namazları cemaatle kılardık.) Şüphesiz ben, bizi şu halde görürdüm ki, cemaatten ancak münafıklığı belli olanlar geri kalırdı ve yine muhakkak ki bir adam tek başına cemaate gelemediğin de, iki kişiye dayanarak getirilir, safa dikilirdi." (3)
Bir başka hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor. "Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve sokağında (dükkanında) kıldığı namazından yirmi beş derece üstündür. Şüphesiz sizin biriniz güzelce abdest alarak sadece namaz niyetiyle camiye gelirse, camiye gelinceye kadar attığı her adıma karşılık mutlaka Allah–u Teala onu bir derece yükseltir. Ve bir günahını siler. Mescide girdiğinde namazı beklemek için durduğu müddetçe, namazda sayılır. Ayrıca kimseye eziyet etmemek ve abdestli bulunmak şartıyla namaz kılacağı yerde durduğu müddetçe melekler: 'Ey Allahımız! Onu affet, ona rahmet et' diye dua da bulunurlar." (4) Bir diğer rivayette ise: "Cemâatle namaz kılmak yalnız başına namaz kılmaktan yirmi yedi derece daha üstündür." (5) buyurulmuştur.
Kişi sevap kazanmak niyetiyle namaz kıldığına göre, evde kılacağına biraz daha gayret göstererek camiye gidip cemaatle namaz kılmalı ve bu kadar büyük sevabı kaçırmamalıdır. Dünya işlerinde herkes istinasız "bir" yerine, "yirmi beş" kat daha fazla kazanmayı tercih edecek olmasına rağmen, iş ahiret kazancına gelince maalesef pek çoğu bu büyük kazanca ilgisiz kalmaktadır.
"Fevâid–i Behiyye" de zikredildiğine göre, Muhammed b. Semâe rahimehullah diyor ki:"Bir keresinde cemaate yetişemedim. Cemaatle kılınan namazın sevabı yirmi beş derecedir diye, sayıyı tamamlamak için o namazı yirmi beş defa kıldım. Sonra rüyamda birinin bana "Ey Muhammed b. Semâe! yirmi beş kere kıldın ama meleklerin Amin demesi ne olacak." dediğini işittim. Meleklerin amin demesinden maksat ise "İmam Fatiha süresini okuduktan sonra "Amin" deyince melekler de amin derler. Kimin "Amin" demesi meleklerin "Amin" demesine rastlarsa, o kişinin geçmiş günahları affolur." (6)
Tüm bunlardan anlaşılan, cemaatle kılınan namazın sevabını, yalnız başına kılmakla elde etmek kesinlikle mümkün değildir. Sadat-ı Kiramlar şöyle buyurmuşlardır: ‘Bir yerde farz namazı kılmak istediğinizde cemaat olacak kimseyi bulamazsanız, parayla dahi adam tutun, namazınızı cemaatle kılın.
Allahü Zülcelal’in emrini derhal yerine getirmek çok önemlidir. Hele ki; imamla iftitah tekbiri getirmenin pek çok sevabı bulunmaktadır. Cemaati terk edenleri tehdit mahiyetinde ise, pek çok hadisi şerifler vardır. ‘Müezzinin ezanını işitip de cemaate gitmemesi bir müminin asi ve bedbaht olmasına yeter. (7)
İbn Abbas (RA)’dan rivayetle Rasulallah (SAV) buyurmuştur ki: ‘Kim ezanı duyar da mazeretsiz cemaate gelmezse, onun (sonradan) kılmış olduğu namaz (tam) kabul edilmez. Ashap: ‘Mazeret nedir’ dediler. Rasulullah (SAV) buyurdu ki: ‘Korku veya hastalık’ (8)
Şunu unutmamalıdır ki şuurlu bir müslüman için Allahu Zülcelal’in ve Resülünün emir ve rızalarının bu yönde olması, cemaatle namaza mümkün olduğunca devam etmek için yeterli bir sebeptir. Allahu Zülcelal son nefesimize kadar, tüm namazlarımızı vaktinde ve cemaatle kılabilmeye bizleri muvaffak eylesin. (Amin.)
KAYNAKÇA:
1– Nisa: Süresi: 1032- Ebu Davud, Salat 46, 4/150, Nesei, İmamet 48, (2, 106, Ahmed ibni Hanbel 5/196, 6/4463-Müslim, Mesacid: 257, Ebu Davud Salat, 46, Nesei İman 5, İbn–i Mace , mesacid: 144-Buharî, Salat 87, Bedü'l–Halk: 7, Müslim, Mesacid: 272, Ebu Dâvud, Salât: 20, İbn–i Mâce, Mesacid: 14, 195- Buharî, Ezân 30, Müslim, Salât 272
6-Buhari, Ezan: 111,113, 125, Müslim, Salat: 71, 72, Ebu Davud, Salat: 140,168, Tirmizi, Mevakit: 71,83, Nesei, İftitah: 33, 34 7-Taberani, 8-Ebu Davud, İbn Hıbban,İbn Mace.
Yalkın Tuncay
NAMAZ MİRAÇTIR
Allah ismiyle işaret edilenin idrakini yaşamak elbette bir süreci gerektirmektedir.
Bu sürecin başlangıcı en zahiri manada NAMAZdır. Namazda her bir rekat HU, her bir rekat ELF’dir.
Allah’ın varlığını önce zahiren ve daha sonra da batinen her rükuda, her secdede hissetmeliyiz.
Secde zahiri manada bir kapanıştır, bitimdir, batıni manada yok olmaktır.
Mesafesizlik, mekansızlık ve zamansızlık boyutunda aradan perdelerin kalktığı hakkel yakin noktasıdır bu nokta.
Her şeyin özüdür bu nokta.
Bal tefsiri gibi tefsirlerin tefsirinin yapıldığı noktadır bu nokta.
İşte işin zahirinden batinine doğru hissedilenler bunlar..
Konuyu biraz daha açalım.
Gözümüzün önüne Arapça orjinal haliyle Allah kelimesini getirelim.
Göreceksiniz ki namazın kıyamını, rükusunu, secdesi ve nihayette son oturuşu karşınızda bulacaksınız, size sonsuz çığlıklarla haykırarak ben buradayım dercesine.
Elf ile ayakta, huzurda ve arz halindesiniz.
Halifeliğe soyunmuş hazır ve nazır bekleyen askerin edasıyla huzurdasınız.
İlmel yakin halini yaşamaktasınız.
Yönelişiniz sözkonusu..
Elf’den sonra bir boşluk ki işte insanların pek çoğu buradan ilerilere geçmekte oldukça sıkıntı içindeler.
İki bölüm arasında gidip gelmeler pek çok.
Bu arada kendini kaybeden , ayakları kayan pek çok. Aman Allah’ım!
Mübarek, sanki sırat köprüsü.
Daha sonra belimizi büktük, acizliğimizin idraki içerisinde tekrar doğrulduk.
Yokluk sürecinde adımlarımızı daha hızlı atmaya başladık ki artık ne geriye dönüş, ne de geriye dönüp bakmak var.
Öyle bir nefs mertebesine geçtik ki ne geçiş!
Kimseler döndüremez sizi bu yoldan aynel yakini yaşamaktasınız artık.
Menzile doğru yaklaşmaktasınız.
Secdeye kapanıp, yokluğunuzu farkedersiniz.
Hakkel yakinde buluşurken, görenle görülen, sevenle sevilen, ölenle ölünen, tapanla tapınılan..
Birlikte nihayete eriş, öze ulaşma, Hakkın varlığından gayrının yokluğunu hissediş, MİRACa varma..
Tahiyyata varış ile karşılıklı kendinden kendine sohbet başlar zamansızlık boyutunda.
Okyanusta eriyen buz vahdet sırrına ulaşmıştır, B sırrı artık ezel olmuştur geçmiş lisanı ile O’na.
Artık HAY’dan gelmiş, HU’ya gitmiştir TEK ve BİR olan O.
Yalkın Tuncay
Bu sürecin başlangıcı en zahiri manada NAMAZdır. Namazda her bir rekat HU, her bir rekat ELF’dir.
Allah’ın varlığını önce zahiren ve daha sonra da batinen her rükuda, her secdede hissetmeliyiz.
Secde zahiri manada bir kapanıştır, bitimdir, batıni manada yok olmaktır.
Mesafesizlik, mekansızlık ve zamansızlık boyutunda aradan perdelerin kalktığı hakkel yakin noktasıdır bu nokta.
Her şeyin özüdür bu nokta.
Bal tefsiri gibi tefsirlerin tefsirinin yapıldığı noktadır bu nokta.
İşte işin zahirinden batinine doğru hissedilenler bunlar..
Konuyu biraz daha açalım.
Gözümüzün önüne Arapça orjinal haliyle Allah kelimesini getirelim.
Göreceksiniz ki namazın kıyamını, rükusunu, secdesi ve nihayette son oturuşu karşınızda bulacaksınız, size sonsuz çığlıklarla haykırarak ben buradayım dercesine.
Elf ile ayakta, huzurda ve arz halindesiniz.
Halifeliğe soyunmuş hazır ve nazır bekleyen askerin edasıyla huzurdasınız.
İlmel yakin halini yaşamaktasınız.
Yönelişiniz sözkonusu..
Elf’den sonra bir boşluk ki işte insanların pek çoğu buradan ilerilere geçmekte oldukça sıkıntı içindeler.
İki bölüm arasında gidip gelmeler pek çok.
Bu arada kendini kaybeden , ayakları kayan pek çok. Aman Allah’ım!
Mübarek, sanki sırat köprüsü.
Daha sonra belimizi büktük, acizliğimizin idraki içerisinde tekrar doğrulduk.
Yokluk sürecinde adımlarımızı daha hızlı atmaya başladık ki artık ne geriye dönüş, ne de geriye dönüp bakmak var.
Öyle bir nefs mertebesine geçtik ki ne geçiş!
Kimseler döndüremez sizi bu yoldan aynel yakini yaşamaktasınız artık.
Menzile doğru yaklaşmaktasınız.
Secdeye kapanıp, yokluğunuzu farkedersiniz.
Hakkel yakinde buluşurken, görenle görülen, sevenle sevilen, ölenle ölünen, tapanla tapınılan..
Birlikte nihayete eriş, öze ulaşma, Hakkın varlığından gayrının yokluğunu hissediş, MİRACa varma..
Tahiyyata varış ile karşılıklı kendinden kendine sohbet başlar zamansızlık boyutunda.
Okyanusta eriyen buz vahdet sırrına ulaşmıştır, B sırrı artık ezel olmuştur geçmiş lisanı ile O’na.
Artık HAY’dan gelmiş, HU’ya gitmiştir TEK ve BİR olan O.
Yalkın Tuncay
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)